26 Temmuz 2013 Cuma

kerebiç kalıbında, kalburabastı




merhaba

kalbura bastı çocukluğumun en sevdiğim tatlılarından....oğlum şerbetli tatlıları çok sever, bende niyetli olan oğlumu ödüllendirmek için hemen kolları sıvayıp en sevdiği yemekleri yapmaya çalışıyorum...

kalbur da istediğim sonuçları alamayınca, içine ceviz doldurduğum hamurcuklarımı, kerebiç kalıbında bir güzel çiçeklere dönüştürdüm...annemin daha yumuşak ve çıtır bir hamuru oluyordu, benimkiler birazcık kurabiye kıvamındalar ama lezzete kefilim...:)))

kerebiç kalıbını merak edenler, antep ve çevre illerde, yapılan kahkeler, kerebiçler ve kurabiyelere kolay güzel şekillerin  verilebilmesi için tahtadan oyulmuş kalıptır. yakınlarında  antepli, antakyalı arkadaşları olanlar sorabilir veya sipariş verebilir...



malzeme:
1 paket margarin
3 su bardağı un
2 yemek kaşığı yoğurt
2 yemek kaşığı sıvıyağ
1 yumurta
* 1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu

içi:

* 1 su bardağı dövülmüş ceviziçi
* 1 tatlı kaşığı tarçın


şerbeti:

* 2 bardak toz şeker
* 2 su bardağı su
* birkaç damla limon 
* 1-2 adet karanfil



yapılışı:

* su ve şeker kaynatılır, içine varsa 1-2 tane karanfil atılır,
* kaynamaya başladıktan 10-15 dk sonra limon suyu eklenip biraz daha kaynatılıp soğumaya bırakılır
* şerbetimiz soğuk, tatlımız sıcakken şerbeti verilir


 

* margarini dilediğiniz gibi yumuşatıp, 3 su bardağı unla yoğurun
* sırasıyla yoğurt, sıvıyağ, kabartma tozu ve vanilya ekleyerek hamuru yoğrulur
* hamurumuzu üzerine ıslak bir bez koyup yaklaşık 10-20 dk arası dinlendirmeye bırakalım
* hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar alınıp kalburun üstünde açılır, içine ceviz koyulur

* bu kısma kadar her şey eski yaptığım gibiydi, ama kalbur(kevgir) onunla uğraşmak yerine merdane ile açıp içerisine cevizli harçtan koyup elimde yuvarladım

* sonra "kerebiç" kalıbında şekil verip fırın tepsisine dizilir
* 180 derece fırında yaklaşık yarım saat üstü kızarana dek pişirilir
* üzeri kızarınca fırından çıkarılıp soğuk şerbet dökülür















25 Temmuz 2013 Perşembe

bamya




merhaba,

binbir güzellikte iftar sofralarının kurulduğu bu günlerde, eminim leziz sebzelerde pişiyor.....günler uzun ama bir o kadar bereketli ve güzel ürünler varki...bamya bu yaz günlerinin sevdiğim sebzelerin başında geliyor....mevsiminde bol domates sosu ile pişirilmiş bamya, yanında bulgur pilavı cacık tamamdır...

bamya küçüklüğümden bu yana severim, annem çok lezzetli ve nohutlu, ekşili yapardı....tek kusuru anamur sulak ve güneşli bir akdeniz kasabası olduğu için, sabah minicik olan bamyalar aksama en az 2 cm e yaklasır...o nedenle annem eğer kendimiz ektikse sabah erkenden toplar, komşulardan alacaksa yine sabah toplamasını rica ederdi...bamyayı pişirenler bilir, maraş ve daha iç bölgelerde bamya minicik çiçek gibi olur...kurutulur ve kış günlerinde yazı hatırlatan güzel bir sebze olarak sofraları süsler...

bamyanın faydalarını da paylaşmak istiyorum...son günlerde şekere iyi geldiği ile ilgili haberler var...

* çözünür ve çözünmez lifler içerir. çözünebilir lif  metabolik toksinleri yok eder. bu şekilde kalp hastalığı riskini azaltır ve sindirim sistemi ile vücuttan dışarı zararlı toksinlerin atılmasını sağlar.

* ülseri önlemede önemli bir etkisi olan bamya, sindirim sistemindeki asidi nötralize eder.

* retinayı korur ve kataraktını önlemede büyük destek olur.

* stres ve depresyonu azaltırken, sinir sistemini korumaya da yardımcı olur.

* içerisinde bulunan C vitamini, güçlü bir bağışıklık sistemi oluşturmak için önemlidir.

K vitamini güçlü kemikler inşa etmek ve kemik yapısını korumak için gereklidir.

* kan pıhtılaşma proteinlerinin üretimi için önemli bir etkendir.

* demir, kalsiyum, manganez ve magnezyum gibi mineraller ihtiva eder.

* kilo vermek isteyenler bamyayı tercih edebilir. Bamya, içeriğindeki yüksek lif oranı sayesinde tokluk hissi yaratır.





malzemeler:
* yarım kilo bamya
* 1 çay bardağı sıvı yağ
* 200 gr kuşbaşı et
* 5-6 tane olgun iri domates
* 1 baş kuru soğan
* 1-2 yeşil köy biberi
* 1 tatlı kaşığı biber salçası
* 1 su bardağı haşlanmış nohut
* tuz,
* yarım limon
* 2 çay bardağı su


yapılışı:
* bamyalar tepesi resimde olacak şekilde ayıklanıp, doğranır, bunun amacı bamyayı sevmeyenlerin nedeni olan salyalanmayı önlemektir.
* sıvı yağda ince doğranmış soğan pembeleşene dek kavrulur
* kuşbaşı veya tercihe göre kıyma soğanlara eklenip, karıştırılarak etinde pişmesi sağlanır
* biber salçası 1-2 dk kokusu çıkana dek kavrulup, küp küp doğranmış domatesler hazırladığımız sosumuza ilave edilir
* yaklaşık 5-10 dk domateslerde bir güzel sos olana dek pişirilir ve üzerine ayıklayıklanan bamyalar eklenir
* bu noktada bamyaların hafif sararması ve çok dağılmaması için çok fazla kaşıkla karıştırma işlemi yapmamanızı ve ocağın altını kısmanızı tavsiye edebilirim
* hafif ateşte yaklaşık 15-20 dk sonra bamyaları yavaşça bir tur karıştırıp iyice pişmeye bırakalım
* tam bu noktada önceden haşladığım nohutları, suyu, tuzunu ve limonu ilave edip bamyamız pişene dek (yaklaşık 20 dk daha ) pişmeye devam ediniz.


8 Temmuz 2013 Pazartesi

eser-ebru da haftasonu yemeği...




merhabalar,
güzel bir hafta sonundan, lezzetli kareleri paylaşmak istedim....2003 yılında Ankara'ya ilk tayin olduğumda, gerek yaşlarımızın, gerekse kafa yapımızın uymasından dolayı kendimi yakın hissettiğim 2 arkadaşımdan biri ebru.....güzel sesi, güzel evi, ve güzel daha pek çok özelliği ile güzellikleri seven bir arkadaşımdır...hazırladığı bu lezzetler içinde yeniden buradan teşekkür etmek istedim...


harika çıtır çıtır , puf  peynirli börek

kabak borani

 ana yemeğimiz, sebzeli tavuk

 zeytinyağlı patlıcan ve havuç kızartma

ve Ebru'nun ablası Ayfer'in bizim için sıcak sıcak yaptığı mis kokulu kek.....dondurma ile harika oldu...ellerine sağlık

veee gelelim en lezzetli kısıma, eser'in saz çaldığı ebru'nun söylediği birbirinden güzel türkülere dilimiz döndüğünce eşlik ettik....
 harikasınız arkadaşlar hep böyle kalın.....


5 Temmuz 2013 Cuma

limonatalı truff




merhabalar,
uzun zamandır diyet yapma çalışmaları ile, tatlı tariflerimi azaltmıştım....aslında biz bayanlar tatlıyı çok sevdiğimiz için, eminim içine en çok sevgi koyarak yaptığımız çeşit, TATLI tarifleridir..

bol nane ile hazırladığım limonatalar yaz için vazgeçilmezdir....kekle limonatayı birleştirip truff yapmak istedim...daha önce limonata tarifimi paylaşmıştım...limonatamı hazırlayıp bir kenara koydum ....

klasik tarifimle kekimi yaptım...kek tarifim bir TIK ötede.....tabi damla çikolata ve turunç olmadan sade kek hazırladım ki limonata ile yumuşattığımda, karışık bir tat olmasın diye...


mikserle ufalayacağım için, kekimi şekilli bir kalıp yerine düz fırın tepsisinde pişirdim. biraz dinlenip kek soğuduktan sonra mikserle resimde gördüğünüz kadar ufaladım.....elle de yapabilirsiniz...




 önceden hazırladığım 1 bardak limonata ile hazırladığım kek parçacıklarını ıslattım


 minik toplar haline getirdiğim parçaları hindistan cevizine bulayıp, en son şeklini verdim


ve karşınızda basit ama keyifli limonatalı truflarım....



5 Haziran 2013 Çarşamba

miraç kandili,



bütün blogyazan arkadaşlarımın ve okuyanların kandilini kutlarım,
neden kandiller biz büyürkenki kadar tatlı değil
neden ağzımızın tadı hep kaçmış şekildeyiz

sevgi dini, bağışlama dini olan dinimiz bile birleşmeyi, insanca yaşamayı, birbirimize zulmetmemeyi söylerken, bu kin ve öfke neden

sağduyulu ve öfkeyle hareket etmeyen insanlara ihtiyacı var ülkemin,
umarım bugün semaya açılan bütün ellerin iyi niyetli duaları kabul bulur...

29 Mayıs 2013 Çarşamba

elmalı güller




merhabalar,
"armut dibine düşer" atasözünü doğrulamak için, oğlum elmalı güllerden hazırladı....gülleri okulda verilmek üzere gitti ama bence asıl amaç bir kızı etkilemek gibi geldi bana...:))))













28 Mayıs 2013 Salı

supangle



merhabalar,

oğlum beyefendi ders çalışırken sanki benim için çalışıyor...bütün naz niyazları sergiliyor....ilerde gelin hanım kızacak ama ne yapayım...izin verirse bu "y" kuşağı yardım ederim artık.....

 bu meşhur "y" kuşağı ile ilgili hislerimi anlatmadan önce tarifi yazayım ki, sadece tarif için ziyaret edenler sıkılmasın....


malzeme:
* 4 su bardağı süt
* 1 su bardağı şeker
* 4 yemek kaşığı kakao
* 1/2 su bardağı un
* 1 yumurta 
* 2 çorba kaşığı margarin


 yapılışı:
* soğuk sütümüzü ve yumurtayı iyice çırpıp, üzerine un, şeker ve kakaomuzu ekleyelim

* orta hararette ocakta, sürekli karıştırarak pişirelim

* başlarda biraz sıvı olsa bile un , nişasta eklemeyin

* kaynayana dek sürekli karıştırırsanız daha güzel kıvamlı bir supangleniz olur

* kaynadıktan sonra altını kapatıp, vanilya ve margarini ekleyip karıştırmaya devam edin

* biraz soğuduktan sonra servis yapabilirsiniz




elime bir yazı geçti.....oğlumun ergenlik süreci ile ilgili fırsat buldukça okuyorum...çocukları benimkinden büyük ailelerle sohbet ediyorum....basında takip ediyorum.....çocukları ergenlik sürecinde olan ailelere aklımdaki en önemli olduğunu düşündüğüm 2 tavsiyem var:

* ne kadar kızarlarsa kızsınlar çocuklarına karşısında değil, yanında olduğunuzu hissettirmek gerek
* bu süreç geçici ( en azından çocukları daha büyük ailelerle konuştuğumuzda öyle diyorlar)

aslında bu örnekler çoğaltılabilir....öncelikle "y" kuşağı denen kuşağın ortak bazı özellikleri var, bunları okuduğunuzda daha da anlaşılır oluyor bazı şeyler, en önemlisi yalnız olmadığınızı anlıyorsunuz, ve kendinizin de "x" kuşağı olduğunu öğreniyorsunuz....

65-80 yılları arası doğan kişiler, hemen hemen aynı sosyal, ekonomik ve siyasi olayların etkilerini yaşadığı için bu grup "x" kuşağı olarak adlandırılmış....

80!li yıllar sonrası doğanlar, yani " y" kuşağı,  bahsettiğim "x" kuşağından farklı etkilerde yaşıyorlar ve farklı olmaları normal...yani farklılığın doğal olduğunu baştan kabul edersek, çocuklarımızın bize benzemesi yönünde diretmezsek daha mutlu olacağız....

bütün bu yazdıklarım benim okuduklarımdan çıkardıklarım, bu konuda yetkin isimleri okumanızı veya dinlemeniz en doğrusu tabiii....doğum tarihim 80 e yakın olduğu için "y" kuşağı ile de anlaşabileceğim düşünülse de benimde çocuğumla koptum bazı noktalar oluyor tabi....ne kadar kızsak da onlar bizim canımız ciğerimiz ve Allah, sağlıkla uzun ömür yaşadıklarını görmemize izin verir inşallahhh...







27 Mayıs 2013 Pazartesi

can usta ve yunuslar


merhabalar,
havaların ısınması, günlerin uzaması nasıl da güzel oluyor....insan sanki hayatına daha çok şey sığdırıyor....zaman dolu dizgin geçiyor.....arada ufak molalar, insanın kendini şımartması da ayrı güzel.....tariflerim arasında bekleyen bu resmi görünce geç de olsa yazmaya karar verdim...kendimi şımarttığım bir boğaz hatırası....

güzel bir anısı var.....istanbul'da oğlumla konser için bulunduğum sıralarda arayabileceğim bir kaç arkadaşım vardı ama planları vardır diye kimseye haber vermedim....kendimi dinledim ve ruhumun bana yetişmesi için bol nefes aldım...

 sahilde yürüdüm, balıkçıların ve gezen bir sürü insanın arasında....sonra sevdiğim bir pastaneyi görünce hemen üst katına çıktım.....amacım boğazdan geçtiğini duyduğum yunusları belki görebilirim diye....çayımı yudumladım gazetelere göz attım ...derken menüye tekrar baktım...kendimi şımartmak için waffle istedim....veee waffle gelince kendi kendime güldüm... boğazda geçişini beklediğim yunuslar tabağımda gelmişti....harika bir sunumdu.....lezzetti de bir o kadar güzeldi.....ayrılırken teşekkür ettim ve kutladım can ustayı ....genç bir usta, ama sanat kabileyeti olduğu ortada.....ellerine sağlık yeniden...



çok sevdiğim küçük bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum...

bir grup arkeolog ellerinde harita gitmek istedikleri harabeler için yol planı yapıyormuş....harita bilgilerine göre 2 günlük bir mesafe olduğunu hesaplamışlar.....yolda rehber olması için oranın yerlisi 2 kişiden de yardım istemişler....yola çıkmışlar...

rehberleri o kadar hızlı o kadar güzel kısa bir yoldan istedikleri yere götürmüş ki, birinci günün akşamı  harebeler hemen yakınlarında bir dağın eteklerindeymiş.....rehberleri durup bu gece kamp yapmamız gerek dediklerinde arkeologlar çok üzülmüş....çok az daha giderlerse istediklerine ulaşacaklarmış....çaresizce rehbere neden demişler, neden devam etmiyoruz....

rehberin cevap çok güzelmiş.

o kadar hızlı geldik ki, kamp yapıp ruhumuzun bize yetişmesini beklememiz gerek....


bu sözü çok severim...arada ruhumun yetişmesi için hiç bir şey yapmadığım anlar vardır artık hayatımda benim...



11 Nisan 2013 Perşembe

istavrit





merhaba,

balık denince herkesin aklına gelen bir balık vardır....sevdiği....bizde barbun ve lagos hastasıyız....ama diğer çeşitleri de yaparız....karşınızda istavrit ve mezgit balığı...

balıkları aynı marketten aldık, değişiklik olduğunu sanmıyorum ama unu farklıydı....geçen haftalarda karadenizli arkadaşımız Funda'nın annesinin verdiği öz, hakiki mısır unu ile kızarttığım için daha lezzetli geldiler....

arife tarif gerekmez, görünen köy klavuz istemez gibi güzel atasözlerinden sonra....balıklar güzel yıkanıp mısır ununa bulandıktan sonra az yağda seramik tavada 2 tarafı da kızarana dek pişirildiler...




10 Nisan 2013 Çarşamba

mayonez soslu tavuk


merhabalar,

zaman sizin içinde bu kadar çabuk geçiyor mu acaba diye merak ediyordum....sabah birkaç tane blog  yazan arkadaşıma uğrayıp mesaj bırakmak isterken, fark ettim ki yalnız değilim....özellikle 30 dan sonraki yıllar nasılda çabuk geçiyor...günler demiyorum, yıllar diyorum...vitesi boşta, yokuş aşağı giden bir araba gibiyim....bazen küçük kazalar nerdeyim , biraz durmam gerek dedirtiyor bana ama, maşallah aynı hız devamm...:)))..

sanırım 20-30 yaş arası, insanın karakteri, varsa çocuğu büyüyor...derken 30 yaşından sonra zaman doludizgin....tencere yemeğim, temizliğim güzel olsun ve  düzenim de tam olsun derken su misali hayat...gezmeden de geri kalmıyoruz tabi....

zamanın bu kadar değerli olduğu günler için sizlere kolay bir tavuk tarif vermek istiyorum....bir gün önceden soslayıp dolapta bekletir, diğer gün pişirirseniz harika oluyor....hazır harç kullanmak istemeyen arkadaşlar için güzel bir tarif,


 malzeme:
* 6 tane tavuk but
* 2-3 diş sarmısak ( sarmısağın büyüklüğüne ve sevip sevmemenize göre ayarlayabilirsiniz)
* 6 kaşık mayonez
* baharat ( ben kekik, defne, tatlı toz biber, karabiber ekledim)

 yapılışı:
* tavuk , diğer bütün malzeme ile harmanlanıp en az 2 saat, en uygunu bir gece önceden dolaba konur
* fırın poşetinde yarım saat en fazla 40 dk 180 derecede pişirilir










24 Mart 2013 Pazar

kıymalı karnabahar yemeği





merhabalar,

güzel gezim kıbrısı anlatmaya devam edeceğim...gezi bitti ve mutfakla başbaşayım....:))...karnabahar yemeği bizim evde oğlum tarafından pek hak ettiği takdiri görmez...o neden pek az pişer....sağlık ve diyet düşünceleri ile pişirdiğim karnabaharı özlemişiz aslında....severek yedik...arada özlemek güzel oluyor...hep böyle değil midir?

karnabaharın faydalarını paylaşıp, pek çok evde yapılan klasik karnabahr tarifime geçeceğim...daha önce beşamel soslusunu yapmıştım...tarifi burada...

faydaları:

* besleyici bir sebze olan karnabahar vücuda güç verir.
* zihinsel ve bedensel yorgunluğu giderir.
* sinirleri kuvvetlendirir.
* beynin çalışmasını destekler.
* cinsel gücü ve isteği arttırır.
* şeker hastalığında ve romatizmada faydalıdır
* kolesterolü düşürür.
* kalp hastalıklarında şikayetleri azaltır.
* bağırsakların düzenli çalışmasını sağlayarak vücuttaki zararlı maddelerin uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Kabızlığı giderir ve idrar söktürür.
* dalak rahatsızlıklarına iyi gelir.

 Kökleri vahşi lahana türüne kadar gidiyor. Tarih içinde bir çok form değiştirmiş ve Akdeniz bölgesinde yeniden kendini göstermiş. M.S. 600 yılından itibaren Türkiye ve İtalya için önemli sebze kaynaklarından biri olmuş. 16. yüzyılın ortalarında Fransa’da popülerleşmiş ve Kuzey Avrupa ve İngiltere taraflarına yayılmış. Günümüzde ABD, Fransa, İtalya, Hindistan ve Çin, başlıca karnabahar üreticileri olarak biliniyor.

İçindeki bazı maddeler, tencerelerdeki demir ile etkileşime girerek, karnabaharın renginin kahverengileşmesine sebep olabilir. Bunu engellemek için, pişme suyuna biraz limon suyu eklemek gerekiyor. 

 
malzeme:
* 1 orta boy karnabahar
* 1 kuru soğan
* 2 yemek kaşığı toz biber
* 250 gr kıyma
* yarım yemek kaşığı domates salçası
* yarım yemek kaşığı biber salçası
* tuz


yapılışı:
* biraz yağda, ince doğranmış soğanlar kavrulur
* soğanlar penbeleşince, kıyma atılıp kıyma da kavrulur
* salça, toz biber ve tuz ilave edilip , birazda (1-2 dk) salça ile kavrulur
* 2 bardak su ilave edilir
* başka bir tencerede küçük çiçeklerine ayrılmış karnabahar çiçeklerinin üzerine kıymalı harcı döküp, kısık ateşte yumuşayan dek yaklaşık yarım saat pişirilir

19 Mart 2013 Salı

dedemin doğduğu topraklarda-4-magusa




Ben kıbrısta 3 şeyi çok sevdim:

doğasını, baharı yasamaya baslayan , yemyeşil ve çiçek bahçesi gibi doğasını
akrabalarımı bulmayı, yaşlısıyla genciyle hangi soyağacının dalı olduğumu daha iyi anlıyorum
yemekleri......yaşamın en keyifli parçasını, Kıbrıs'ta yeni öğrendiğim tatlarla daha da keyifli



bir insana 24 saat yetmez mi, yetmedi...ne kadar çok şey varmış konuşacak, ne kadar çok yer varmış gezecek....zaman gerçekten yetmedi...


Magusa'ya geldiğimizde kuzen Meryem hemen aile ile tanıştırmaya başladı...ilk gün dedemin küçük kız kardeşinin oğlu Ali Amca ile tanıştım...Ali Amca dedemin gençliğini andırıyordu...nede olsa dedem dayısıydı....kız halaya oğlan dayıya benzer derler ne de olsa....

solda Ali Amca, sağda Aysel Abla



aileyi ilk tanımaya başladığımdan bu yana , beni akrabalarımızdan birinin gençliğine çok benzetiyorlardı...Ali Amca'da Aysel Abla'ya benzetince iyice merak etmeye başlamıştım...Meryem Aysel Abla'nın kızını aradı...Kızı Çimen'le konuştuktan hemen sonra ziyaretine gittik...bir zamanlar nasılda güzel olan bir kadın hayat mücadelesi ile ne kadar yılmış ve yıpranmıştı...ona bir parça moral olabildiysek ne mutlu...Aysel Abla'ya baktıkça gözleri dolan Ali Amca'da dedeme benziyordu...istediği zaman gülen, istediği zaman ağlayabilen bir adamdı dedem....duygularımızı yaşarız, çok saklamayı başaramayız....sulugözün güzel anlatılmış hali bu olsa gerek...

gençliği pek güzelmiş demekki....evet evet benziyorum...:)))...

Güzel gözlü bir kuzenim daha varmış...facebook'ta, sanal dünyanın sosyal ortamından tanıdığım diğer kuzenimde Meryem Suay oldu... kendisi aynı dedemler gibi masmavi gözleri olan hoş bir hanım...eşi ve 2 oğlu ile birlikte güzel bir ailesi var....bu güzel aile yazın aşağıda terasında resim çekildiğim bizim dilimizde apartman dubleksi, onların telafuzu ile penthousa taşınacaklar...meryem ve eşi mimar oldukları için, kendi projendirdikleri çok güzel ve zevkli, modern bir yapı olmuş...sağlıkla ,uzun yıllar mutlu mesut yaşarlar umarım...
Kıbrıs'ta ev almak isteyenler için öneririm...buradan reklamlarını da yapmak istiyorum....Suay Construction.....
geldim gördüm beğendim

bu resim meryemlerin yaptığı binanın terasından bir manzara..enfes bir açı....
binanın alt katında bulunan manavda alışveriş yaparken bu cevizler dikkatimi çekti...

PEKAN CEVİZİ




Cevize çok  benzeyen pekan  , çoğunlukla Kuzey Amerika'da büyüdüğü ve cevizin uzak bir akrabası olduğu biliniyor..
Yabani ceviz olarak da adlandırılan bu meyve cevizden çok daha ince ve tatlı bir dış zara sahiptir..
Tıpkı ceviz gibi sağlığa faydalı ve enerji verici özellikleri vardır.
E vitamini deposu olduğu gibi aynı zamanda ve kansere karşı koruyucudur (anti kanserojen).
Ayrıca vejateryanlar için komple bir protein deposudur..
İçeriğindeki vitamin ve mineraller ile bağışıklık sisteminin desteklenmesine yardımcı olur



çağla, misafir olarak kaldığım evin şeker kızı, çağlanın kontes isimli bir köpeği var...ve gribi yeni atlattığı için annesi onu neyle besleyeceğini şaşırmış durumdaydı.. zencefiller, çaylar, mantılar, çorbalar...çağla merkezli bir annesi var...çağla gak deyince suyu, guk deyince yemeğini hazırlıyor....aynı masallardaki gibi.


masal gibi olan bir de doğasıydı...çiçekler harikaydı....






kuzen meryemle ağaçların altında keyfimiz....


annesi şenay teyze uzaklardan gelen akraba için , ne yapacağını şaşıran tam bir misafirperver....



şenay teyze'den ayrıldıktan sonra kale çevresinde geziye çıktık, bir sürü resim çektik...daha çekemediklerimde aklımda kaldı .makine alıp sabahtan akşama gezmek gereken yerler....ne kadar eski bir medeniyet...












Namık Kemal zindanı












Bandabuliya, önemli bir yermiş eskilerin toplanıp pazar yaptığı bir yer, şimdilerde de hediyelik eşya satılan güzel dükkanlar bulabilirsiniz...


















güneş gözlüğü katalog çekimi gibi dimi.....ama birbirine bu kadar yakışan bir çift bulunca bu sefer makineyi ben kaptım...herhalde konusmadığım nadir anlardandı...resim çekiyordum ya...:)))

kale gezimiz bittikten sonra, san barnabas kilisesine gittik...yine çiçek bahçesi ortasına kurulmuş tarihi bir alan gibiydi...












mezar kısmı biraz daha farklıydı.....kilisenin dışına kurulmuş...yine çiçekleriyle mest olduğum biryerdi...




kesin bir daha profesyonel bir makine ile gelmem gerek dediğim anlardan biriydi...






     birbirini geç bulan kuzenler

programımız son hızla devam ederken, aysel ablanın kızları ile magusa da kahve içmek için güzel bir yerde buluştuk...Robert's Cafe ...güzel bir mekandı...birbirimizi tanımak üzerine  sorular sorup sohbet ettik...birbirini yeni bulan kuzenler olarak yaşlar, çocuklar, işler, hayat telaşı ne kadar benzerdi... en azından bu bağlantıyı kurduktan sonra iletişimimizin kopmayacağını düşünüyorum....daha önce de yazdığım gibi aile ağacımızın dallarını bulmuştum...



ailenin büyük dayısna da süpriz yaptık...türkiye'de yiğenleri olduğunu biliyorlarmış..ama benden haberleri yokmuş tabi....biraz süpriz oldu...




bir gün önceki gün, dışarda yenen balıkları küçük bulan Ömer eniştenin getirdiği deniz çipuralar,....sanırım bir tanesi 1 kg vardı....ve kendi elleri ile enfes bir balık hazırladı...bizde salatasını yapıp balığımızın güzelce resmini çekip onurlandırdıktan sonra, afiyetle yedik....sonra çocukların okulları ve kursları hakkında aralıksız 2 saat konuştuk ....sanırım balık zihnimizi açtı....:))))



magusa ile ilgili resimler çok olduğu için 2 bölümde yayınlayacağım..devamı olacak anlayacağınız...

yıllar önce kıbrıs'a gittiğimde bu kadar çok gezecek yeri olduğunu keşfedememiştim...o yıllarda da akrabalarımı bulmayı çok istemiştim ama elimde adres yoktu....sürekli benim bura da akrabalarım var diye tanıdık yüz aramıştım.....ne mutlu bana ki düşündüğümden daha fazlasını buldum....