23 Ağustos 2016 Salı

merhaba,

Anamur'dan uzakta yirmi yıl geçirdiğim için, gelişen güzelleşen bu güzel sahil kasabasını yeniden keşfediyorum...büyürken tanıdığım simalar yine aynı...artıları eksileri ile ben Anamur'a, Anamur'da bana alışıyor..:)

tatilciler genellikle denizi için gelir ve pazarda buldukları taze ve güzel ürünleri görünce keyifleri daha da artarak döner Anamurdan...sadece deniz değil, tarım konusunda da tam bir cennet köşesi...Akdeniz'in kendine has pek çok ürününün en güzeline ulaşabilirsiniz..Toprağı, gönlü bol bir memleket...

yaz aylarınd abiz hanımlar kış için erzak hazırlamaya bayılırız...Anamur'da da durum aynı..Mayıs-Haziran ayı peynir almak için ideal bir ay..yeni kuzulayan keçilerin sütünden yapılan peynir için yerli halk güzel peynir için sıraya giriyor..bu yıl yaptığım en iyi işlerden biri bu peynirlerden aldım...Uluyat denen köyden kardeşimin aldığı peyniri beğenince bende alıp salamura yaptım...birazda Gülnar'ın güzel basma peynir diye tabir edilen peynirinden alıp kışlık için ilk hazırlığımı yaptım...

şu sıralarda kışlık domates ve kurutmalıklar için güzel zaman...Anamur bereketli fakat nem konusunda da bereketli olduğu için bu yörede kurutma işlemleri yapılamıyor...Kurutma işlemi daha çok yaylalarda veya komşu ilçe Gülnar gibi denizden yüksek serin yerlerde yapılıyor...

yaz tüm temposu ile devam ederken, almanyadan kuzenim geldi..oda Almanya'ya götürebileceği erzak hazırlıklarını yaptı...anne memleketim Maraş'a gidip oradanda tarhana ve patlıcan, biber kurutmalığı, salça gibi ihtiyaçlarını aldı..derken bir akşam iskelede kuru meyve satan biriyle tanışmış..bir el ilanı almış...yeri bize çok yakın...bozyazı da hemen yol üzerinde kurulmuş bir yer..güzel bir yöresel girişimci aile..

gittiğimizde aklımıza gelebilecek pek çok meyveyi nasılda güzel kuruttuklarını gördük....tatlarına baktık...organik olarak aldıkları her meyveyi kurutmak üzere bir tesis kurmuşlar..yaptıkları işi titizlikle yaptıkları belli..




meyvelerin dilimlendikten sonra 2 veya 5 saat süreyle kurutmaya bırakıldığı fırın



neler kurutmuşlar neler :
portakal
çilek
kiraz
nar
karpuz
elma
armut
erik
...........
...........
ve tabiki de muz



kuru meyveler o kadar lezizdi ki yemekten resimlerini çekmeyi unutmuşum...ilk fırsatta aldıklarımı resimleyip sizlerle paylaşacağım...yüzde yüz doğal kuru meyve istiyorsanız ailenin internet sitesi burası...http://www.meyvegurusu.com/

4 Nisan 2016 Pazartesi

jumbo karides,....yeni hayat merhaba






merhaba,
uzun bir ara, hızlı bir değişim yaşadım...anlatsa herkesin hayatı kitap olur ya...bende öyle düşünenlerdenim...hatta biraz yazmaya başladım..

değişimi tamamladığıma ve ikinci baharı yaşamaya başladığıma inanıyorum..ne de olsa kışın ardı bahar, yazdan sonra sonbahar gelir...belki hayatımıza baharlar hep bu sıralamada gelmedi...sırası önemli değil, hepimizin bol baharlı bir hayatı olması dileğiyle...




balık severim, karides, ahtapot ve kalamar balıkçıya gittiğimde en sevdiklerim...daha önce hiç karides ayıklamamıştım. helede bu kadar büyük jumbo...bozulmaması için eve soğuk buz zinciri ile getirdim.


karidesin büyüklüğü anlaşılsın diye, yemek tabağında bir tanesinin resmi...


1-başı geriye doğru çekilip, kırılır
2-kuyruk kısmını tuttuğunuzda karidesten kolaylıkla ayıklarsınız
3-aslında kolay , ama karides için en zahmetli kısmı ayaklar ve sırt kabuklarıydı bence...onlarda ayıklanır
4-jumbo karideslerde sırtındaki koyu renk görünen damar gibi kısım bıçak yardımı ile kesilir ve dışarı çıkarılır


ayıklanmış karides çok kısa bir süre (3-4 dk) haşlanır


tereyağı eritilir



eriyen tereyağına karidesler atılır

iki yüzünü çevirip, iyice kızaran karideslere sarmısak ve toz biber eklenir, bir iki tur döndürüldükten sonra toprak kaplarda fırına verilir

(ben dayanamayıp sarmısakları erken attım, yağa iyice tadı çıksın diye..buda yağın rengini değiştirdi.onun için tarifimde sarmısakları fırına koymadan bir adım önce atabilirsiniz diye yazdım....
ilk denemeden sonra , kendi tarifinizi tecrübe edersiniz)






11 Mart 2015 Çarşamba

gölevez...

merhaba,
insan Anamur'lu olur da gölevez pişirmez mi... daha önceki yazılarımda da bahsetmiştim... hatta tarifini vermiştim... bu sefer detaylı resim çektim... çektim çekmesine de; keşke bu sefer de kabuklu resmini çekmeyi unutmasaymışım.

önceki tarifimi paylaşmadan olmaz GÖLEVEZ

gölevez'i sevmek için, ya çocukluğunuzda annenizin elinden yemeğini yemiş olmalısınız, ya da yeni tatlara açık bir damak tadınız olmalı... tadı güzel aslında... ben çocukluğundan bu yana tadanlardan olduğum için sevenlerden ve özleyenlerdenim...

özellikle sulu patates gibi etli ve sulu pişirmeyi severim...



soyduktan sonra yıkanmaması gerekir, sadece kağıt havlu ile silebilirsiniz...


sonrasında bıçakla kırarak veya patates gibi değişik büyüklüklerde doğrayarak, biraz yağda kızartarak pişirdim



yarım kaşık biber salçasını 2 su bardağı suda ezip üzerine döktüm ve yumuşayana dek pişirdim.
suda pişirilirken (bamya gibi) salyalanmaması için limon sıkılmalıdır.
(Eğer etli yapmak istiyorsanız gölevezleri tencereye koymadan önce etinizi kavurmanız yeterli....)



Asya'nın güneydoğusundan, Afrika'ya ve Pasifik adalarına kadar üretimi yayılmıştır. 400-500 milyon insan için temel gıda kaynağıdır. Türkiye'de Anamur ve çevresinde yetişir. Bu bölgeye Kıbrıs'tan geldiği düşünülüyor. Kıbrıs'a da Mısır'dan geldiği tahmin ediliyor... Gölevez'in Anamur'a geliş hikayesini ve tarihini de öğrenmek önemli... Belki de 1920'li yılların sonuna doğru Kıbrıs'tan Anamur'a göçen dedem gibi insanlar, gölevezi yanlarında getirdiler... Bu bölgede bilinip yetiştirilmesinin nedeni bu olabilir...

Gölevez hakkında, nette yaptığım araştırma ve okumalar esnasında bazı ilginç bilgilere rastladım. 43 ülkede yaygın olarak üretilen gölevez için, özel kabuk soyma kurutma, öğütme, dilimleme, parçalama, presleme ve yıkama makineleri varmış.

ülkemizde ev ve tarla kenarında ekstra bir ürün gibi yetiştirilirken...
hatta yazlıkçıların geçerken sadece süs bitkisini sandığı gölevez...


hakkında dünyadan resimleri görünce şaşırmadan edemedim...




diğer ilginç bilgiler de şu şekilde
* un, cips, şehriye ve dondurulmuş gıda olarak değerlendiriliyormuş
*fırınlanıp, haşlanıp, mantı ve börek yapılıp hindistan cevizi ile tüketiliyormuş
* kurutulup öğütülmüş ince tozu; ekmek, pasta, mama ve makarna yapımında kullanılıyormuş
* yaprak saplarından vietnam çorbası yapılıyormuş, ki biz yaprakları zayi ediyoruz demek ki...


gelelim en güzel bilgiye, sağlığımıza olan katkısına:
halk arasında "kıbrıs patatesi" olarak bilinen gölevez:
* kanser, karaciğer ve şeker hastalıklarına iyi geldiği tespit edilmiş
* özellikle bağırsak kanserine etkili olduğu biliniyor
* yapılan araştırmalara göre gölevezin kanserojen maddeleri emme miktarı, patates ve lahananın emme miktarından oldukça yüksekmiş

10 Mart 2015 Salı

avakado tatlısı





merhaba,

epey uzun bir aradan sonra, yeniden merhaba,

beklediğimize değecek güzel bir tarifle döndüm...hem çok basit, hemde bir o kadar şifa niyetine yenebilecek bir lezzet...avakado tatlısı...tatlılar hep özel ilgi alanım olmuştur...

mutfağımıza yeni yeni giren ve henüz çok ısınmadığımız bu sağlık kaynağını, mutfağımızın en sevilen lezzetleri ile buluşturup sevdirmek güzel bir fikir...bal ve ceviz...içindeki malzemeler düşünülünce sağlık kürü gibi...

mutfağımıza yeni giren ve en çok salata tariflerini bildiğimiz avakado ile lise çağlarında tanıştım...babam ziraat dairesinde çalıştığı için ilginç ağaç ve bitkilere meraklı bir adamdı....daha önce Anamur'da kimsenin bahçesinde olduğunu işitmediğimiz, belki de henüz kimsenin ekmediği ağaçları bahçemize ekerdi. bunlardan biri de avakado fidesiydi...avakado fidesini bahçemize ektiğinde 4-5 yıl içerisinde meyve vereceğini söylemişti...merakla meyvesini bekledik...bu arada yapraklarını kurutunca, çayının yapıldığını ve böbrek taşına iyi geldiğini öğrendik....öğrendiklerimiz sadece bundan ibaret değildi tabi....bu şekilde anamur'da ne kadar böbrek taşı düşüren var bunu da öğrendik...:)))...ünü yayılan ağacımızın yaprakları sürekli toplanıyordu....


babam her işinde olduğu gibi bunu amatörce yapmaktan keyif alıyordu...hiçbir zaman ticari bir kaynağa dönüştürmedi...keyfe keder bir adamdı...o yıllarda neden ticarete dönüştürmediğini düşünür kızardık...ama ona kızarken atladığımız bir şey vardı...pek çok değişik ağacın ve hayvanın yetişme tarzını öğrenmiş olduk...bu aslında paha biçilmez bir tecrübeymiş...hatıralara dönünce -yeni trend adıyla söylemek gerekirse flash back yapınca- değerini daha çok anladım...nasıl da güzel bir coğrafyada ve şanslı büyümüşüm...



evde yapımı oldukça kolay; avakado ortadan ikiye ayrılır, çekirdeği çıkarılır ve en son kaşık yardımı ile avakado kabuğundan alınır.


ezdiğimiz avakadolara, bal ilave edilir....bal miktarı sizin damak tadınıza kalmış,


ezilmiş ceviz eklenip, servis tabağına alınır, hepsi bu......

 

yemek sonrası mideyi yormayacak, bilakis rahatlatacak bu tatlıyı güzel bir sahil restoranı olan SAHİL Restoran'da tatmıştım ilk...evde yapımı oldukça kolay...Sahil Restoran'dan bahsetmeden geçemeyeceğim....Mersin'liler bilir sahil kenarında güzel bir aile restoranıdır...günlük taze balıkları, salataları ve tatlıları tartışmasız güzel...benim en sevdiğim yönlerinden biri de sizi sürekli aynı simalar karşılar, otoparkta şair ........, yemek servisin de Ali Bey.....bu güzel şahsiyetler sizi müşteri değil misafir gibi ağırlar.....aileleri ve günlük yaşantılarına, değişimlerine komşuluk edersiniz...Ali Bey'in güzel torununu büyütme telaşı gibi...etrafımızda çalışan, üreten dedelerin hep olmasını içtenlikle dileyip, internetten bulduğum avakadonun faydalarını paylaşmak isterim...


  • Zengin vitamin ve mineraller içeriği sebebiyle yetersiz beslenenler için önemlidir.
  • A, C ve E vitamini bakımından zengindir.
  • Lutein ve Glutathion gibi antioksidanlar içerir.
  • Kalp ve damar sağlığını korur. Kalp damarlarının daralması ve tıkanmasını önleyici özelliktedir.
  • Kandaki kötü kolesterolü düşürücü tekli doymamış yağlar içerir.
  • Diğer meyvelere nazaran daha fazla protein içerir.
  • Asparagin, aspartik asit, glutamin ve glutamik asit gibi serbest aminoasitlere diğer meyvelerden daha fazla oranda sahiptir.
  • Zararlı toksinlerin vücuttan atılmasını sağlar.
  • Yangı giderici ve nemlendirici özelliğiyle avokado yağı egzema ve sedef sorunları için faydalıdır.
  • Üreme sisteminin sağlıklı çalışmasına katkıda bulunur.
  • Sahip olduğu doymamış yağ asitleriyle kolesterolün yükselmesini önleyici etkiye sahiptir.
  • Avokadonun yararları arasında zengin demir içeriğiyle kansızlığı önleyici etkisi de bulunur.
  • Sahip olduğu protein, vitaminler, mineraller sayesinde, küçük çocukların ve hamile kadınların sağlıklı beslenmesinde yararlıdır.
  • 100 gram avokado yaklaşık olarak 165 kaloriye sahiptir.
  • Avokadoda bulunan 14 mineral hücre yenilenmesini sağlamakta. Dolayısıyla yaşlanmaya neden olan zararlı toksinleri vücuttan atarak yaşlanmayı yavaşlatmakta ve cildi yıllara karşı korumaktadır.
  • Avokado %30 oranında barındırdığı doymamış yağ miktarı nedeniyle vücuttaki kolestrolün artmasını önler. Kalp ve damar hastalıklarında doğal bir şifa kaynağıdır. Ülser üzerinde iyileştirici etkiye sahiptir.
  • Avakadonun içinde A, B1, B2, B3, B6, C, E, K vitaminleri, fosfor, magnezyum, demir, potasyum, kalsiyum ve çinko gibi mineraller bulunmaktadır.
  • Aynı zamanda mutluluk hormonu olan seratoninden ötürü ruh sağlığımıza da en az beden sağlığımıza olduğu kadar faydalıdır. İçerdiği yüksek potasyum dinçlik verir ve insanı depresyona sokan uyuşukluluk ve rehaveti üzerinden atar.
  • Bağışıklık sistemimizi güçlendiren, kandaki alkalin dengesini koruyan ve kandaki kırmızı kan hücrelerini yapan avakado aynı zamanda bir demir kaynağıdır.


18 Eylül 2014 Perşembe

Köfteci Hasan,...tabiki Bolu'da




merhabalar,
uzun bir aradan sonra, aslında kendi yaptığım güzel bir tarifle yeniden başlamak istiyordum....
tatil, düğün ve gezmeler derken kocaman bir yaz bitti...okullar açıldı ve hepimiz kış rutinlerimize döndük...evde sizlerle daha önce paylaştığım yemek tariflerinden farklı bir şey henüz yapamadım.....ama farklı, besleyici ve lezzetli tarifi nerede buldum...tabi ki de Bolu'da ...

uzun zamandır kullandığımız emektar arabamızı dün İzmit'te yeni model bir araba ile değiştirdik...dönüşte akşam yemeğine Bolu'lu arkadaşlarımıza uğradık..Minik Aslı ve Selin Ablamızı sevdik...


Köfteci Hasan, Bolu'da köfte ve et üzerine kendini ispatlamış, temiz ve lezzetli bir mekan...sadece et değil, diğer ürünleri de güzeldi....özellikle yarma çorbasını çok beğendim... yolu düşen herkese uğramasını tavsiye edeceğim bir yer..


sırım,
sırım et olarak o kadar yumuşak ki, "ağızda lokum gibi dağılıyor" sözü tam bu tabak için geçerliydi....ismi , arkadaşımızın anlattığı kadarı ile çobanlardan geliyor. normalde çobanların kuzudan kendileri için ayırdığı bölümmüş. çabuk piştiği için , dövmeye, yada başka işleme  ihtiyaç duyulmayan en ince ve yumuşak kısmıymış..



köfteler de pek güzeldi, Mekanın ismi "Köfteci Hasan " ama sahibinin ismi Mustafa , eşi de Saniye Hanım...Bir hanım eli değdiği aydınlık ve temiz ortamda belli oluyordu...İş yerini evi gibi sahiplenen , benimseyen insanların sıcak ortamı vardı...



mis gibi Bolu kaymağı ile servis yapılan vişneli ekmek kadayıfı, benim gibi tatlıda hafif mayhoş tadı seviyorsanız, yanında demli bir çayla mis....


tabii minik Aslı ve ben...azıcık sıkı mı tutmuşum ne...







...

23 Haziran 2014 Pazartesi

bir şef'in arkasından...




neden iyi insanların başına hep kötü şeyler gelir...isyan değil belki ama , zamansız ve ona yakışmayan ölümü ile bütün aileyi yasa boğan Mehmet Abi için bu üzüntüm....

2011 yılında dedemin Kıbrıs'ta kalan akrabalarını bulmak için çıktığım yolculukta, aileden ilk tanıştığımız ve bize yardımcı olan iyi yürekli insan....onu kısa bir sürede olsa tanımaktan gurur ve onur duyuyorum....

en kısa zamanda ruhunun huzur bulması, mekanının cennet olması dileğiyle...

nur içinde yat...



geçtiğimiz haftalarda yaptığım , tarifini paylaştığım Roastbeef'in şefi, geçtiğimiz yaz tatilinde mangal şefimiz,....en üst resimdeki ahşap eserin sanatçısı....Çağın ve Dilay'ın babası, Ada, Irmak ve Begüm'ün dayısı....pek çok insanın hayatına izler bırakmış, halk insanı güzel insan , hep güzel hatırlanacaksın....

bu şekilde ölümü haketmedin, umarım suçlular hakettiği cezayı en kısa zamanda en ağır şekilde öder....




11 Haziran 2014 Çarşamba

kızartma sosu...



merhaba,
çocukluğumda en sevdiğim yemek patates kızartmasıdır....bizde sadece garnitür değil öğündür, kahvaltının yanında yenir, sabah akşam her şekilde sevilir.....nedense oğlum hamburger yanında garnitür gibi alıştığı için pek sevmez, hafta sonu kahvaltısında bile burun kıvırır...bense çocukluktan kalan bir alışkanlık patates kızartmasını her ögün çok severim, en çokda halka halinde ve yanında yoğurt ile.....

bu sos tarifini bir balıkçıda yedim ve patatesin nerdeyse en sevdiğim hali oldu....neden?...çünkü bol yeşillik ve ekşi vardı....yörük olunca böyle oluyor demek ki....yörükseniz birşeylerin tadı en güzel ya yoğurt,ayran, sütle, yada bu şekilde bol yeşillik ve ekşi ile çıkar....

 ben genelde bu sosu, dolapta muhafaza edip bir öğün daha saklayabildiğim için, fazla fazla yapıyorum ve sevilerek tüketiliyor...




* 1 demet nane
* 1 demet maydanoz
* 3-5 dal yeşil soğan
* 1 ince yeşil biber
* 1 tane taze sarmısak ta olabilir
* 2 yemek kaşığı kadar sumak ekşisi
* tuz,
* zeytinyağı
* 2 limon suyu



nanenin mis kokusu, aroması, antioksidan etkisinide düşünürsek çok sağlıklı bir sos....

10 Haziran 2014 Salı

örgü börek....

merhaba,
zaman nasılda çabuk geçiyor....örgü börek tarifini sizlerle paylaştığımda yıl 2011 miş....değişen teknoloji sayesinde daha güzel resimler çekebiliyorum...o nedenle bazı eski resimli tariflerimi yeniden yaptığımda resimlerini çekmeye özen göstereceğim....hatta bu örgü böreğin yapım aşamalarını da resimleyip ekleyeceğim en kısa zamanda.....

mutfağa biraz gönül vermiş arkadaşların beğenerek yapacağı kolay bir tarif aslında....günleri ve sevdikleri için güzel tarif arayan hanımlar iş başına....

örgülerimi ördükten sonra, her bir örgüsü daha belirgin olması için haşhaşla süsledim...



                      daha önce tarifini paylaşmıştım....bu sayfadan ulaşabilirsiniz....ÖRGÜ BÖREK

9 Haziran 2014 Pazartesi

Roast Beef



merhaba,
mangal sever bir aile olarak, eti kömürde pişirmeyi seven bir aileyiz....bu tarifi geçtiğimiz yıl Kıbrıs'ta bize hazırlayan Mehmet Abi sayesinde yemiş ve çok beğenmiştik....hani Türkiye'de beylerin mangal ve çiğköfte yapmasına alışkınız....eli yatkın olanlar et yemeklerini de yapar....ama bir beyin tarifi ile roast beef yememiştik...Mehmet Abi'nin babası, rahmetli Bayar Dayı zamanında kasaplık ve hayvan yetiştiriciliği yapmış. O nedenle et ve eti pişirmekle ilgili güzel bilgileri var...

sadece biz değil , eti aldığımız kasapta roast beef'e alışık olmadığından, "roast beef " lik et istediğimde biraz durakladı....hatta tam istediğim eti anlatınca diğer gün sabah gelin çıkarayım dedi....hatta dilim dilim hazırlamak içinde ısrar etti...:)))....eğer şiş,adana veya tas kebaplık deseydik çoktan hazırdı..hatta çıkardığı parça o kadar büyüktü ki ben evde biraz daha şekil vermek için kesmem gerekti....

malzeme:
1.5 kg roast beef lik et
margarin 
karabiber 
tuz


* tabi ısıya dayanıklı ip bulamadığım için beyaz etamin ipliği ile iki kat yapıp bağladım.....bazı büyük marketlerde hazır bağlanmış olanlarıda var, ama ben et konusunda güvenmek için bildiğim kasaptan aldım...


* 2 kaşık yağla iyice ısıttığım teflon tavada, etimi çepeçevre mühürledim, yani kızarttım.....bu işlemi neden yapıyoruz....etin suyunu içeride tutup, daha sonra fırında pişirirken kendi suyuyla pişirebilmek için...dışı çıtır içi yumuşak bir etimiz olması için...



* çepeçevre pişen etimizin her tarafına taze karabiber çekip, tuz ekip, birazda tereyağla yağlayıp fırın poşetine aldım...



* fırın poşetinde, 180 derece ısınmış fırında, yaklaşık 45 dk bir tarafı, çevirip 45 dk bir tarafını pişirip 
kendi suyu içinde pişirdim

* daha sonra poşeti çıkarıp, tekrar  yarım saatte güzelce kızarması için pişirdim. 
* fırını kapattıktan sonra dinlenmeye bırakıp , daha sonra hazırladığım kremalı patateslerle servis yaptım...



















29 Mayıs 2014 Perşembe

izoletta...





merhabalar,
sizlerle çok ama çok keyifli, İstanbul'da cennet bir köşeden resimler paylaşmak istiyorum....İstanbul'da bu sefer arkadaşlarımızla İzoletta'da kahvaltıdaydık. doğrusu gidip görmeye ve zaman geçirmeye değer bir yer....

İçimde bıraktığı mis gibi güzel doğanın etkisini bir nefeste anlatmak geliyor içimden...ama maalesef kendi çektiğim resimlerin bir kısmını bulamadım...:((..o nedenle dilim döndüğünce anlatacağım...

genellikle lezzet kadar ruhumun da dinlendiği mekanları daha çok seviyorum...



Maslak- Sarıyer istikametinde Çayırbaşı Sahil ışıklarından sola , Sarıyer istikametine dönüp birkaç km gittiğinizde, İstanbul'da ne güzelmiş diyeceğiniz bir yoldan ulaşıyorsunuz... ormanın ve yeşilin güzellikleri arasında giderken kahvaltılık mekanlar başlıyor...sağlı sollu upuzun büyük ağaçlarla çevrili ....eski Türk filmlerinde hafızalarınızda bir sahne vardır.....yol...yolun sağında ve solunda arabayı minicik hissedeceğiniz yükseklikte kalın gövdeli ağaçlar....bu yolu görünce İzoletta'ya yaklaştığınızın habercisi....



yine yemyeşil ağaçların arasında kurulu tesiste , ağaçlara ve çevreye saygılı ve içiçe harika kahvaltı ve yemeklerin tadına varabilirsiniz...


bu adresten daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz. izoletta










en sevdiğim masalardan biri, eski bir kapıdan doğal yapraklarla süslenmiş kahvaltı masası



türk kahvesi sunumu

 

tabi sadece kahvaltı değil, akşam yemekleri de çok şık ve sıcak, lezzetli zamanında geldi...işletmenin bu konudaki tavrını çok beğendim...herşeyden önce işinize bir ruh katmak çok önemli.....ruhu ve yaşanmışlıkları olan bir yerde, güzel zaman geçirmeyi seven arkadaşlar mutlaka gidin derim...